HAKLARIMIZ _ RİGHTS

24 Ocak 2017 Salı

SÜPER BULUŞCU ÇOCUKLAR- EL-CEZERİ ve EİNSTEİN'İN TORUNLARI



ATMADAN ÖNCE BİR KEZ DÜŞÜNÜN

Sevgili Çocuklar;

Çöpe attığımız ne varsa;

atmadan önce bir kez düşünün

Bu atacağım nesne ile ne yapabilirim?

Bu nesne ile nasıl yararlı bir şey üretebilirim?

Bu nesne hangi sorunu çözer?

Kime yaralı olur?

Bu nesne ile annem için bir şey yapabilir miyim?

Bu nesneden kendimebir şey yapabilir miyim?

Bir Çocukluk Hikayesi - Abdullah Nefes

132Abdullah Nefes - Şair
Muhteşem bir çocukluk geçirdim.
Ilgaz dağlarının, yaylaların, soğuk suların, karpuzu üç dakikada çatlatan suların çocuğuyum.
Yaylamız uzaktaydı eşekle üç buçuk saatte çıkardık. En büyük hayalim bir atımın olmasıydı. Bir gece -o eski köy evlerinde ahır oturma alanlarının altında yer alırdı- bir at kişnemesi ile uyandım. Merdiven başında idare lambası yanardı hep, o ışık altında ahıra baktım. Simsiyah bir at. Adını hemen o anda "Zeytin" koydum. Dedem bana almıştı. Daha altı ya da yedi yaşındaydım.
Babam memurdu ve köye yazdan yaza gidiyorduk. On yaşımda gittiğimde Zeytin yoktu yılkıya bırakılmıştı. Yılkının peşinde çok dolaştım ama bulamadım.
Bir hikaye olarak da yazdığım bu anı şimdiki çocukların hayatında rüya anlamında bile yok. Rüyanın bile bir gerçeklik zemini vardır ama biz bu iklimi yok ettik.
Not; yılkı; yaşlanan, işe yaramayan atların yeniden doğaya bırakılmasıdır.
24 ekim 2015

Şair Arif Berberoğlu'ndan çocuklar için üç güzel Şiir






BEN ÇOCUĞUM HAKKIM VAR
Ben çocuğum hakkım var
Sofranızdaki ekmekte, pencerenizdeki güneşte
Okuyamadığım kitapta, tutamadığım kalemde
Söylenen tatlı sözde, dudaktaki gülücükte
Yok ettiğiniz her şeyde
Ateşlerle, bombalarla, zincirlerle…
Öyle hızlı yaşlanıyorum ki
Karanlık madenlerde, zehirli işliklerde
Işık değmiyor yüzüme,
Bizden çaldıklarınızla dolu depolarınız
Ağzınız pençeleriniz kan içinde
Bu kör göz, bu tahta bacak
Bu sütsüz meme, bu iskelet sizin eseriniz
Oysa toprağın verdikleri herkese yeter
Herkese yeter emek ağacının meyveleri
Sen bilirsen paylaşmayı kardeşçe.

Bir elimde balon bir elimde horozşekeri
Dünya bir çocuk bahçesi
Beyaz ceketimin yakasında kırmızı karanfil
Hakkım var bu düşü görmeye.

138
PAMUK AMCA
Aziz Nesin’e sevgilerle

Yağmurlar taşırdın sen, Pamuk Amca
Çocuk yüzlü yağmurlar
Başındaki beyaz bulutta,
Eğilirdin önünde yerlere kadar
Ne zaman görsen
Zeytin toplayan bir ihtiyar
Ya da telaşlı bir karınca.

Ben yuvadan düşmüş
Bir martı yavrusuydum
Önce sıcaklığını duydum ellerinin
Sonra alıp koydun beni
Sevgiyle ördüğün bu yuvaya
Ve gördüm ki senin canın yanıyor
Afrika’da bir çocuğun
Diken batsa ayağına.
‘Cimri’ydin ama Pamuk Amca
Kalsın istemezdin bir ekmek kırıntısı
Bir pirinç tanesi tabaklarımızda
Oysa cömertçe veriyorsun
Toprağın altından şimdi
Menekşelere, güllere
Yüreğinin bütün renklerini.

Senin aydınlığında kitapların sesi
Kitapların aydınlığında kardeşliğin sesi
Biliyoruz ki gülümsüyorsun
Sarıldıkça o çocuksu bedenine
Birlikte diktiğimiz ağaçların
kökleri.

GÖKYÜZÜ KUŞLARA KALSAYDI

Gökyüzü kuşlara kalsaydı Hiroşima’da
Dallar çiçeklere,
Olmasaydı Vietnam, Filistin, Halepçe
Böyle bakmazdı uzaklara şu çocuk şimdi
Dumanlar içinde
Kucağında yanık bir bez bebekle,
Yuvası bozulmuş kuş bile sevinirdi
Düşmeseydi şekeri küle.

Hani yüzdüğümüz deniz
Seksek oynadığımız o bahçe
Hani pirinç tarlasındaki ayışığı
Göğsünde uyuduğumuz anne

Gökyüzü yıldızlara kalsaydı Hiroşima’da
Dallar güneşe,
Canlanırdı Sadako’nun* elleri
Bin turnanın sesiyle,
Şarkılar yapardık biz o seslerden
Dünya toprağından gül bayraklı bir ülke.

__________
    * Sadako Sasaki- Hiroşimalı bir kız çocuğu. Hiroşima yakın-
larındaki bir köyde yaşıyordu. Atom bombası atıldığında 2 ya-
şındaydı. Savaştan yaklaşık 10 yıl sonra kan kanseri (lösemi) ol-
  1. Kağıttan bin adet turna kuşu yaparsa iyileşeceğine inanıyor-
  2. Sekiz ay boyunca binden fazla turna yaptı, ancak küçük be-
deni bu hastalığa yenik düştü.

Bir Çocukluk Hikayesi - Davut Köksoy

079
Davut Köksoy - Yazar
Ben yedi yaşındaydım yetiştirme yurduna girdim.
Yurt müdürümüz köy enstitülü idi. İlk bir hafta misafir biçiminde kaldık. Kaldık diyorum çünkü yurda abimle ikimiz, birlikte verildik. Müdür bir hafta sonra beni bulaşığa gönderdi. Cam bardakları yıkamayla işe başladım. Çocuk aklımla eğer bardakları kırarsam beni bir daha bulaşığa göndermez diye düşündüm.
Bardak yıkanırken sanki elimden kayıp düşüyormuş gibi yapıyor yere atıyordum. Üçüncü bardaktan sonra kendimi kulaklarımdan tutulmuş havada buldum.
Müdür; "Küçük Köksoy! Buraya kadar tamam ama bundan sonra kırılacak her bardağı harçlığından keseceğim" dedi.
O günden bu güne hiç bardak kırmadım.
Not;
(Personel mi yoktu neden çocuğa bulaşık yıkattı? Hem personel azdı hem de kendi işimizi kendimiz yaparak hayata hazırlanmamızı istiyordu)
24 Ekim 2015

Bir Çocukluk Hikayesi - Ahmet Abakay

074
Ahmet Abakay - Yazar
Ben altı kardeş sekiz kişilik bir ailede büyüdüm. Ateşçi bir babanın yoksul bir ailenin mutlu bir çocuğuydum.
O mutlu çocukluğumdan ağırıma giden bir şey hatırlıyorum. Oruç ayı geldiğinde oruç tutmadığımız halde tutar gibi yapıyorduk ve bu bizim çok ağırımıza gidiyordu.
Çocukluğumuza dönüyorum aradan elli altmış yıl geçmiş bizim annemiz bizden kökenini saklamış. Seksen yıl susmuş. ben altmış yaşımda öğrenmişim.
Dileğim ise hiç bir çocuğun gözünde dünyanın en güçlüsü olup onu her şeye karşı koruyan anne babasının onun gözünün önünde incitilmemesi, kötü muamele görmemesi.
Çocukların üzülmediği ve ağlamadığı bir dünya diliyorum
24 Ekim 2015

Bir Çocukluk Hikayesi - Serdar Koç

075
Serdar Koç - Şair
Benim çocukluğumda Hititlerden bu yana yüz yıllar boyunca bir şey değişmemişti ama aradan elli yıl geçmeden öyle büyük bir değişim oldu ki şimdiki çocuklar termonükleer bir çağa geldiler.
O yüzden bu çağda doğan çocukların o kırsal toplumu anlaması çok zor.
Benim çocukluğum köylerde geçti. Çevremizde, dağlarda tepelerde eğilip su içtiğim su gözeleri vardı. Gözyaşı gibi nabız gibi damla damla atan su gözeleri vardı. O sulardan içerdik. Onları unutmuyorum.
Yine suyunu içtiğimiz bir dere vardı. Tertemizdi. Pırıl pırıldı. İçinde alabalıklar yaşardı.
Annemin köyü Yeşilırmak'ın kenarındaydı. Bereketli bir çoğrafyaydı. Bağlarda bahçelerde her türlü mahsul yetişirdi. Domatesi tarladan üzümü asmadan koparıp yerdik.
O zamanlar her meyvenin kendine has bir kokusu vardı.
Susadık mı bir tarladan karpuz alır onu keser ortasını yer susuzluğumuzu giderirdik.
Oyun olsun diye komşu çocuklarla mercimek tarlada yeşilken koparıp yerdik.
Meraklı bir çocuktum börtü böceğin günlük yaşamını izlerdim, karıncanın yirmi dört saatini merak ederdim. tavuk ve civcivlerini izlerdim.
Ağaca tırmanmayı en ucundaki kimsenin alamadığı meyveyi koparmayı çok severdim. Biz sincaba teğin deriz bir teğin kadar iyi tırmanırdım ağaca.
Bir kaç çeşit kızağım vardı. Onlara binerdim çember çevirirdim, çok oyunlarımız olurdu.
Düşünün uçsuz bucaksız bir doğa dağ tepe koşar giderdik.
Karnımız acıkınca hangi eve yakınsak o evin annesi hepimizi doyururdu...
Çocuk düşüm ise; bir zaman kapısı olsa. O zaman kapısı yılda bir kez bir kaç saatliğine bile olsa aralansa. Geçmişte kaybettiğim anneanne, babaanne, dede gibi sevdiklerim o kapıdan gelerek bir bahçede benimle buluşsa ve ben onlarla kucaklaşsam, özlem gidersem diye düş kurardım.  Bugün bile isterim böyle bir kapının olmasını...
24 Ekim 2015

Bir Çocukluk Hikayesi - Mehmet Özer

12188387_10153632231149870_2025602904_n
Mehmet Özer - Şair
Otuz beş yıl önce Artvin'den Rize'ye göçtük. Rize'de SSK hastanesinin levazım deposu olarak kullanılan bir barakada yaşıyorduk.
Daha sonra babam o barakaya bir göz oda daha ilave etti. Odanın tam ortasında bir portakal ağacı vardı ve babam onu kesmemişti? Neden kesmediğini sorduğumda; "Her canlının yaşam hakkı vardır ve ona saygı duymalısın" dedi.
Kardeşlerim olan Osman ve Şakir'den sonra o portakal ağacı üçüncü kardeşim olarak bizimle yaşadı.
Annem yorulduğunda ona yaslanır, babam işten döndüğünde ceketini onun dalına asardı. Ben ve kardeşlerim avuç içi kadar olan odanın içinde o portakal ağacının etrafında oyunlar oynardık.
Mevsimi gelince önce çiçeğe sonra meyveye dururdu. Evimiz mis gibi kokardı.
Bu yüzden ömrümce bütün ağaçları kardeşim bildim.
Ve nerede dalı kırılmış bir ağaç görsem canım yanar kardeşlerim için ağlarım.
24 Ekim 2015