16 Temmuz 2022 Cumartesi
Çocuklar ve Aileler için Çocuk Hakları
http://www.icc.org.tr/uploads/documents/ICC_kitap/CocukHaklariKitabi-ICC.pdf
16 Aralık 2019 Pazartesi
ÇOCUĞUZ ÇOCUK
(çocuklar bir kez daha ve bu kez rap ile soruyor)
ÇOCUĞUZ ÇOCUK
Biz çocuğuz biz, çocuğuz çocuk.
On sekizine kadar çocuğuz çocuk.
Hani ilan etmiştiniz
haklarımız vardı?
Tüm çocuklar eşit,
ve de özgür olacaktı.
Duy beni.
Duy beni.
Duy beni.
Duy beni.
Biz çocuğuz biz, çocuğuz çocuk.
On sekizine kadar çocuğuz çocuk.
Hani söz vermiştiniz
Herkes buna uyacaktı?
Hani dünya yeşile
ve refaha doyacaktı?
Gör beni.
Gör beni.
Gör beni.
Gör beni.
Biz çocuğuz biz, çocuğuz çocuk.
On sekizine kadar çocuğuz çocuk.
Hani yüksek yararımız,
Önceliğiniz olacaktı?
Yaşamamız gelişmemiz
Size ödev olacaktı.
Dinle beni.
Dinle beni.
Dinle beni.
Dinle beni.
Biz çocuğuz biz, çocuğuz çocuk.
On sekizine kadar çocuğuz çocuk.
Hani bizim görüşümüz her makamda alınırdı?
Engelli olanımız özel olarak korunurdu.
Sor beni.
Sor beni.
Sor beni.
Sor beni.
Biz çocuğuz biz, çocuğuz çocuk.
On sekizine kadar çocuğuz çocuk.
Çocukların onuru, saygınlığı vardır.
Çocuk saymak insanı saymak sayılır.
Say beni.
Say kendini.
Say beni.
Say kendini.
Biz çocuğuz biz, çocuğuz çocuk.
On sekiz dolana kadar çocuğuz çocuk.
Unutmayın siz de
Bir zamanlar çocuktunuz.
Anlaşılmak isteğini
ne de çabuk unuttunuz.
Anla beni.
Anla beni.
Anla beni.
Anla beni.
Güven Tunç
ÇOCUĞUZ ÇOCUK
Biz çocuğuz biz, çocuğuz çocuk.
On sekizine kadar çocuğuz çocuk.
Hani ilan etmiştiniz
haklarımız vardı?
Tüm çocuklar eşit,
ve de özgür olacaktı.
Duy beni.
Duy beni.
Duy beni.
Duy beni.
Biz çocuğuz biz, çocuğuz çocuk.
On sekizine kadar çocuğuz çocuk.
Hani söz vermiştiniz
Herkes buna uyacaktı?
Hani dünya yeşile
ve refaha doyacaktı?
Gör beni.
Gör beni.
Gör beni.
Gör beni.
Biz çocuğuz biz, çocuğuz çocuk.
On sekizine kadar çocuğuz çocuk.
Hani yüksek yararımız,
Önceliğiniz olacaktı?
Yaşamamız gelişmemiz
Size ödev olacaktı.
Dinle beni.
Dinle beni.
Dinle beni.
Dinle beni.
Biz çocuğuz biz, çocuğuz çocuk.
On sekizine kadar çocuğuz çocuk.
Hani bizim görüşümüz her makamda alınırdı?
Engelli olanımız özel olarak korunurdu.
Sor beni.
Sor beni.
Sor beni.
Sor beni.
Biz çocuğuz biz, çocuğuz çocuk.
On sekizine kadar çocuğuz çocuk.
Çocukların onuru, saygınlığı vardır.
Çocuk saymak insanı saymak sayılır.
Say beni.
Say kendini.
Say beni.
Say kendini.
Biz çocuğuz biz, çocuğuz çocuk.
On sekiz dolana kadar çocuğuz çocuk.
Unutmayın siz de
Bir zamanlar çocuktunuz.
Anlaşılmak isteğini
ne de çabuk unuttunuz.
Anla beni.
Anla beni.
Anla beni.
Anla beni.
Güven Tunç
12 Mayıs 2018 Cumartesi
Çocuklarla Tarhana Yapmayı Denemek
Çocuklarla yapılabilecek en güzel etkinliklerden biri.
Aslında bir hayatta kalma becerisi öğrenme
Hem çok kolay hem çok verimli ve bereketli
Babalarla birlikte ve babalar için de...
Hayatı Bilen Çocuklar Yetiştirmek - Çocuklarla Sirke Yapım Atölyesi
Kukili Hanım ile
Geçen yıl ekim ayında yaptık.
Bütün bir yıl salatalarda tükettik.
Çocuklar sirke yapabiliyor
Çok eğlenceli ve verimli
Denemenizi öneririz
Olgun her meyveden yapılabiliyor.
Çocuklar İçin Permakültür Denemeleri
Kukili Hanım ile geçen yıl balkonda kiraz domates yetiştirdik.
Bu yıl başka denemelerde bulunuyoruz.
Kuru soğanlar ve sarmısaklar nisan mayıs aylarında yeşil uçlar verirler.
Biz de bahçeye ektik onları
Komşumuzun bahçesine ektik.
Çapaladık. Suladık.
Kim isterse koparsın yesin diye bıraktık.
Biz de kopardık yedik.
Başka çocuklar da
Bunu yapmak çok hoşumuza gitti.
Kukili Hanım ile Hamur Atölyesi
Kukili Hanım hamur ile oynamayı çok seviyor. Bütün çocuklar hamur ile oynamayı sever sanırım. Onunla ayda bir hamur yapıyoruz.Bazen yaptığımızı fırında bazen tavada pişiriyoruz. Ve pişirdiklerimizi yiyoruz.
Çocukla annenin, babanın, çocuklarla öğretmenlerin yapabileceği çok güzel etkinliklerden biridir.
Kukili altı yaşından beri hamur mayalamayı da teyzesinden öğrendi
Çocuklarla bir pişi atölyesi yapsak mı acaba? Özellikle Ozancan da katılmayı ister ya da Ali Mert
12 Şubat 2017 Pazar
Bir Gün Bir Küçük Kız Çocuğu Sevinçle Uyanacak
Heyecanlı olsa da güzel bir kahvaltı yapacak. Tertemiz, pırıl pırıl giyinecek. Saçının taranmasına izin verecek. Annesinin babasının ya da öğretmeninin ya da onu çok seven ve ona bakan birinin elinden tutacak ve sokağın başına doğru yürüyecek.
Komşuları, mahalleden tanıdıkları onu görünce gülümseyerek selam verecek. O da utangaç bir gururla onları selamlayacak.
Masallardaki gibi süslenmiş bir minik araba, alacak onu evinden. Arabayla ak saçlı bir yaşlı ninenin evine gidecekler. O da kız çocuğu gibi kahvaltısını etmiş, tertemiz pırıl pırıl giyinmiş olacak. O da saçlarının taranmasına o gün için izin vermiş ve onu bekliyor olacak.
Ve birlikte neşe içinde yola çıkacaklar.
Yolda onları gören diğer arabalar korna çalarak, yayalar ise onlara coşku ile el sallayarak selamlayacak.
Herkes ama herkes o nine ve kız çocuğunu içten gelen bir saygı ve sevgi ile selamlayacak.
Bu iki hanımefendi çeşitli yollardan geçerek Meclis'e gelecekler. Hani ülkelerin halkı temsil etmek için seçilen milletvekillerinin olduğu kocaman binaya. Seçilmiş milletvekillerinin halkın hakları için yeni ve güzel yasalar çıkardığı büyük binaya.
Meclis binasının önünde, o iki hanımefendiyi Meclis'in başkanı karşılayacak. Onların arabadan inmelerine ve büyük kapıya kadar gelmelerine eşlik edecek.
Orada onlara bir anahtar teslim edecek. Küçük kız çocuğu ve büyük büyük nine o anahtar ile kapıyı açacaklar. Bütün millet vekilleri onları tatlılıkla ve saygı ile alkışlayacak. Meclis'i böyle açmaktan ve halkın hakları ile ilgili çalışmaktan onur duyacaklar.
Bu seramoni her gün ama her gün adalet içinde seçilmiş başka küçük kız çocukları ve ak saçlı büyük ninelerle devam edip gidecek.
Her gün bir kız çocuğu sevinçle uyanacak.
Her gün bir ak saçlı nene ile bir küçük kız çocuğu mutlu mesut uyuyacak.
Bu dünyada kadınlar,anneler, kız çocukları, neneler, ablalar hep mutlu yaşayacak.
Onlar mutlu olduğu için de insanlık mutlu olacak.
Bir ülke bir toplum böyle böyle iyileşecek, herkes herkese saygı gösterecek, herkes eski neşesine kavuşacak.
Çocuklar için Permakültür'e Giriş/ Balkonda Saksıda Domates Yetiştirmek
Çocuklar balkonda bir çok sebzenin yetişmesine tanık ve katılımcı olarak büyüyebilirler.
Bunlar onlar için hayati bilgiler.
Bizim kuşak orta okul sırasında pamuk arasında fasulye nohut yetiştirmiş kuşaktır.
Çocukların geleceği için onlara ister balkonda saksıda ister tabakta pamuk arasında; bazı sebzeleri ve bakliyat çeşitlerini, soğan ve sarımsağı hatta kavun ve karpuzu yetiştirmeyi öğretmek lazım.
Çocuklar da istiyorsa eğer.
Eğer çok ilgili değilse biz anne baba olarak yetiştirelim, onlar da tanık olarak, görerek, öğrensinler derim ben :)
Birlikte yapılabilecek en güzel etkinlik ve hayat bilgisi dersi.
Kukili Hanım her sabah uyanıp nenesinin evine indiğinde sordu; "Bugün domatesler su içti mi?"
Nenesiyle birlikte domateslere ve çiçeklere su verdi.
Not; yazı ve fotoğrafı izinsiz kullanmayınız. Yasal haklarım Saklıdır
Hey Büyükler... Heyyyyy... Heyyyyy
Ama ben size sesleniyorum, beni neden duymuyorsunuz?
Beni siz duymazsanız kim duyar? Kim korur ve esirger beni?
Sizi anlıyorum, siz bizi korumaya çalışıyorsunuz?
Sizi tanıyorum, siz hem kız çocuklarını hem erkek çocuklarını hem annelerle teyzeleri kötü davranışlardan korumaya çalışıyorsunuz. Sizi biliyorum. Sizi seviyorum
Ama bizi korumaya çalışırken hep yılgın, çaresiz halimizin fotoğrafını yayımlıyorsunuz.
Bizi korumaya çalışırken yüzümüzü dizlerimizin arasına gömmüş, zavallı bir halde fotoğraflıyorsunuz
Bizi gözyaşları içinde gösteriyorsunuz
Morluk ve şişliklerle resmediyorsunuz
Bizi utanç içinde sunuyorsunuz
Bu olmaz, çocukları böyle göstermek kötüleri cesaretlendirir.
Bizi utançla, çaresizlikle, yılgınlıkla tanımlamayın lütfen.
Biz güçlüyüz. Hayat doluyuz. Daha serpileceğiz, gelişeceğiz, büyüyeceğiz. Güle oynaya büyüyeceğiz.
Heyyyy, heyyyyy
Ya ablacığım sen ne yapıyorsun ya?
Kız çocuklarını, genç kadınlar gibi makyajlı, rujlu, topuklu pabuçlu, incili kolyeli, çok sevimli, çok güzel göstermeyi neden bırakmıyorsun?
Biz bütün çocuklar, çocuk olmaktan dolayı güzeliz zaten.
Çocuk olmamız bizi korunmanız için yetmiyor mu?
Bizi öyle gösterdiğinizde kötülük düşünenler daha çok oluyor.
Bizi korumaya çalışırken neden bunları düşünemiyorsunuz?
Neden gazetenizde, ilanlarınızda, afişlerinizde ve sosyal medya sayfalarınızda buna dikkat etmiyorsunuz?
Heyyyy…Heyyy…hey
Dikkat edin biraz ya… :)
Dikkat ediiiiiiinnnnn <3 p="">3>
resim; Selvika
metin; Güven
Mercan'ın Çalışmalarından Bir Kaç Örnek
Mercan .
Bahçede ölen kırlangıç yavrusu için arkadaşı Miran ile birlikte gömü töreni yapan bir çocuk,
Aynı zamanda çılgın bir rocker.
Fotoğraf çekmeyi ve bisiklete binmeyi seviyor.
Dünya Su Günü için boyadığı tişört ile;
Süt yüzeyinde gida ve deterjanla yaptığı bir tür ebru;
Ve gerçek bir prodüksiyon;
Bir çocuğun kalbinden, Mercan'dan duygu ve muziplik dolu bir film;
"Meraklı Kedi Mırmır"
https://www.facebook.com/osmannuriaydn/videos/1275578125887054/
Dünyamızın Güzel İnsanları - Muhammad Ali Clay
Hakuka sayfamız boks sporuna yakın değil. Ama Muhammad Ali için, bir tek onun için ve bir defalık bir ayrıcalık yaptık.
Bazıları onu sadece dünya şampiyonu bir boksör olarak tanıyor. Muhammad Ali aynı zamanda çocukların, yoksulların, sokaktaki insanların haklarını iyi savunan bir insandı. Öyle ki; antrenörü Bundini önemli bir maçta onu; "Dans et şampiyon; kimsesizler yurdundaki yalnız çocuklar için dans et... Çocuklar için salla yumruklarını. Kiralarını ödeyemeyen işsizler için dans et... Emekli maaşı alamayan yaşlılar için... Yoksullar adına şampiyon, yoksullar adına... Dans et şampiyon. Hadi oğlum dans et. Savaş onlar için..." diyerek motive etmişti. İşte bu denli insancıl, çocuksu ve şairane bir adamdı.
Ömrü boyunca köleliğe ve ırkçılığa karşı çıktı. Savaşa karşı çıktı.
1942 yılında yoksul bir ailede doğdu. Çocukluğu ve gençliğinde; doğduğu Kentucky'de beyazlarla zencilerin otelleri, lokantaları, sinemaları hatta otobüsteki yerleri ayrıydı. Beyazların; zencilerin onlarla oturmasına izin vermedikleri karanlık bir zamandı.
Muhammad Ali için sokaklarda oynarken bir oyun gibi boks ringine geçti denilebilir ve daha on iki yaşında bir çocuktu. Çok çalıştı. Daha on sekiz yaşındayken Roma Olimpiyatlarından altın madalya ile döndü. Döndükten iki gün sonra bir lokantada yemek yemek istedi ama o lokantada zencilere servis yapılmadığı bildirilince Roma’da aldığı madalyayı Ohio nehrine fırlatıp attı.
Vietnam Savaşı sırasında askere çağrıldığında gitmeyi reddetti.
"Ben özgürlüğümü istediğim zaman bana karşı çıktınız. Hakkımı aradığımda bana karşı çıktınız. Eşitlik istediğimde bana karşı çıktınız. Benden bir yere gidip sizlerin uğruna savaşmamı mı istiyorsunuz?
"Fakirleri öldürmek için on bin kilometre yol gidip savaşmayacağım..." diyerek karşı çıktı. Bu nedenle beş yıl hapis on bin dolar para cezası ile yargılandı. Lisansı elinden alındı. Para kazanamaz oldu. Zor günler geçirdi. En sonunda mahkemeyi kazandı. Aklandı. Sonra yaptığı spora geri döndü. Çok başarılar kazandı.
O sadece özgür olmak istiyordu. Dünyanın bütün insanlarının özgür olmasını istediği gibi.
Muhammad Ali Clay'ı saygıyla sevgiyle uğurluyoruz.
Bir Çocuk Şarkısı- Siz Büyükler Yetişkinler
Siz büyükler, yetişkinler doğayı sevin yeter.
Kim keser ağaçları
Kim satar ormanları
Siz büyükler, yetişkinler doğayı sevin yeter.
Siz büyükler, yetişkinler insanı sevin yeter
Kim yapar savaşları
Ağlatır çocukları
Siz büyükler, yetişkinler insanı sevin yeter
Siz büyükler, yetişkinler dünyayı sevin yeter
Kim kirletir suları
dereleri, çayları
Siz büyükler yetişkinler dünyayı sevin yeter
Siz büyükler, yetişkinler hayvanı sevin yeter
Kim kapatır onları
Kim yok eder soyları
Siz büyükler, yetişkinler hayvanı sevin yeter
Yıllar önce belediye kreşinde çalışırken çocuklar için yazmıştım. Çocuklarla birlikte söylemiştik.
İnsanlık ilerlemiyor geriliyor sanki.
Madde 14
Biz çocukların düşüncelerini geliştirmeleri ve istedikleri dini seçmeleri hakkına saygı gösterilir.
Bu konuda bizi yetiştirmekle yükümlü olan büyüklerimizin de bize yol gösterme hakları ve görevleri vardır.
Büyüklerimizin bize yol gösterme haklarına ve görevlerine saygı gösterilir.
Sevgi - Albert Einstein ve İrem
"...
Sevgi Işıktır,
Sevgi, sevgi alıp verenleri aydınlatır.
Sevgi yer çekimidir,
Sevgi yer çekimidir,
Çünkü sevgi insanların birbirine çekim duymalarını sağlar..."
Albert Einstein


"Çocukları korumak bütün büyüklerin en önemli görevidir"
İrem böyle söylüyor
Çocuk, Oyun, Sevgi...Hele de Satranç
"Biz insanlar;
eğer E=mc2 yerine,
dünyayı iyileştirecek olanın;
enerjinin ışık hızının karesiyle çarpılması sonucu olan sevgiyle sağlanabileceğini kabul edersek, şu sonuca varırız:
sevgi en kuvvetli güçtür, çünkü sınırı yoktur."
Albert Einstein

Kuzumuz;
Glib GRABOVSKY satranç oynuyor.
Oyun bütün çocukların en doğal hakkıdır.
Hem onları hem oyunlarını pek seviyoruz.
Bir Çocuktan Başka...
Kimdir kağıt kayıklarla okyanusları aşan
Bir çocuktan başka
Kimdir dünyayı göz bebeklerinde taşıyan"
Çocuklar İçin Belediye Başkanları
Teryzeciğim, amcacığım; bizim belediye başkanımız olur musunuz?
Bizim başkanımız olsanız, güzel ve güvenlikli bir şehir oluştursanız.
Bizim başkanımız olsanız, güzel ve güvenlikli bir şehir oluştursanız.
Ben okuluma giderken, "Ohh" diye bağırsam.
Annemle, caddede yürürken, "Bizim kentimizde her yer, ne kadar güzel" diye mırıldansam.
Dedemle parka gittiğimizde, " Çok mutluyum" diye kıkırdasam.
Nenemle, parkın yanındaki alanda spor yaparken,
"Keşke dünyadaki tüm çocuklar da gelip burada yaşayabilseler" diye dilekte bulunsam.
Ablamla mahallemizdeki kitaplıktan kitap alıp dönerken, barış şarkıları söylesem.Annemle babam işten gelince, birlikte şehir merkezindeki konsere giderken "Yaşasın, yaşasın, yaşasın" diye coşsam.
Annemle, caddede yürürken, "Bizim kentimizde her yer, ne kadar güzel" diye mırıldansam.
Dedemle parka gittiğimizde, " Çok mutluyum" diye kıkırdasam.
Nenemle, parkın yanındaki alanda spor yaparken,
"Keşke dünyadaki tüm çocuklar da gelip burada yaşayabilseler" diye dilekte bulunsam.
Ablamla mahallemizdeki kitaplıktan kitap alıp dönerken, barış şarkıları söylesem.Annemle babam işten gelince, birlikte şehir merkezindeki konsere giderken "Yaşasın, yaşasın, yaşasın" diye coşsam.

Hep güvenlikte olsam.
Herkes, ama herkes güvenlikte olsa.
Bir yer; herkes güvende yaşarsa şehir olur değil mi?
Şehirde yaşayanların en temel hakkıdır güvenlik.
Bir yer; çocukların, arkadaşlarının, annelerinin, babalarının, öğretmenlerinin, dedelerinin, nenelerinin, komşularının, kardeşlerinin, çomarın, mırnavın, cikcikin yuvası olursa, şehir olur.
Siz başkanımız olsanız; her yer, herkes için güvenli olsa.
Siz, herkesin başkanı olsanız.
Herkes sizi tanımasa bile, siz herkesi tanısanız. Sorunlarıyla ilgilenseniz.
Soluduğumuz havayı,
içtiğimiz suyu,
toprağımızı,
çevremizi,
parklarımızı,
sokaklarımızı temiz tutsanız.
içtiğimiz suyu,
toprağımızı,
çevremizi,
parklarımızı,
sokaklarımızı temiz tutsanız.
Trafiği insanlara göre düzenleseniz.
Karşıdan karşıya korkmadan ve koşmadan geçebilsem.
Üst geçitlere tırmanmak zorunda kalmasam.
Alt geçitlere inmek zorunda kalmasam.
Bunların benim hakkım olduğunu bilseniz.
Arabalar kaldırımlara park etmese.
Yürüme yollarımız engellenmese.
Karşıdan karşıya korkmadan ve koşmadan geçebilsem.
Üst geçitlere tırmanmak zorunda kalmasam.
Alt geçitlere inmek zorunda kalmasam.
Bunların benim hakkım olduğunu bilseniz.
Arabalar kaldırımlara park etmese.
Yürüme yollarımız engellenmese.
Biz çocuklar okuduklarımızdan çok gördüklerimizden, yaşadıklarımızdan etkileniriz. Tarihi binaları kullanarak tarihi öğrensek. Müzeleri gezsek ama tarihi binaları; tiyatro, sinema, kitaplık, hastane, gar olarak kullanarak ve saygı duyarak öğrensek.
Herkes tiyatro izleyebilse, tiyatroda oynayabilse. Herkes sergi izleyebilse, resim, heykel yapabilse. Herkes okuyabilse, yazabilse. Herkes bir işle uğraşabilse.
Annelerin, komşu teyzelerin, nenelerin evde ürettikleri örgüler, danteller için fuarlar, festivaller düzenlense. İşlerini geliştirmeleri için desteklense. İşleri büyüse. Bizlere hizmet vermek için siyasetle uğraşmaları engellenmese, desteklense. Mutlu olsalar. Şehrimizi de dünyayı da çiçek gibi yapsalar.
Görme, işitme, yürüme, düşünme engeli olan çocuklar için eğitim, dans, müzik, diğer sanat dallarıyla ilgili çalışmalar yapılsa. Yeteneklerini kullanarak para kazanmaları sağlansa. Sanattaki , bilimdeki başarılarıyla gururlanılsa.
Şehir merkezlerindeki meydanlar; hakkımız olduğu gibi; çocukların oynaması, yaşlıların dinlenmesi, gençlerin eğlenmesi, kadınların gezmesi için kullanılsa. Meydanlar, sanatsal heykellerle, palyaço gösterileriyle, sergi, sinema ve tiyatro salonlarıyla zenginleştirilse.
Her çocuğun annesiyle babasına gelir sağlayacak işler oluşturulsa.
Her çocuğun annesiyle babasına gelir sağlayacak işler oluşturulsa.
Şehrin her tarafına, parklara, refüjlere, uygun kaldırımlara, koruluklara bizim de sulayarak, çapalayarak bakabileceğimiz meyve ağaçları dikilse.
Ama meyveleri sadece çocuklar yese.
Şaka yaptım. Meyveleri herkesin olsun.
Sonra bu ağaçlara kuş barınakları yapsak.
Teyze, amca bizim belediye başkanımız olsanız.
Vermek zorunda olduğunuz hizmetlere "yardım" demeseniz.
Bunların zaten bizim hakkımız olduğunu bilseniz.
Kentli haklarını, yaya haklarını, insan haklarını bilseniz.
Birlikte güzel bir hayat oluştursak.
Not: 1; Bu yazı; Kentli Hakları ile Yaya Hakları metinlerinin maddelerinden oluştu
Not: 2: Fotoğraflarını kullandığım; Metin Yurdanur'un Ankara, Yüksel caddesi'nde yer alan "İnsan Hakları Heykeli" adını verdiği çok güzel bir eseridir.
Ama meyveleri sadece çocuklar yese.
Şaka yaptım. Meyveleri herkesin olsun.
Sonra bu ağaçlara kuş barınakları yapsak.
Teyze, amca bizim belediye başkanımız olsanız.
Vermek zorunda olduğunuz hizmetlere "yardım" demeseniz.
Bunların zaten bizim hakkımız olduğunu bilseniz.
Kentli haklarını, yaya haklarını, insan haklarını bilseniz.
Birlikte güzel bir hayat oluştursak.
Not: 1; Bu yazı; Kentli Hakları ile Yaya Hakları metinlerinin maddelerinden oluştu
Not: 2: Fotoğraflarını kullandığım; Metin Yurdanur'un Ankara, Yüksel caddesi'nde yer alan "İnsan Hakları Heykeli" adını verdiği çok güzel bir eseridir.
24 Ocak 2017 Salı
UMUT'UN MEKTUBU

Kitabı çok beğendim.
Ama bir yanlış buldum.
Benim haklarımı annemin haklarını dünyamın haklarını yazmışsın ama babamın haklarını yazmamışsın.
Ben büyüyünce baba olacağım.
O zaman benim haklarım nerede.
Umut Aykut 10 yaşında.
MASAL GİBİ BİR YILBAŞI ÖYKÜSÜ
Size; bundan altmış yetmiş yıl önce, Anadolu'da küçük bir köyde kutlanan, bir yılbaşını anlatmak istiyorum.
Gelenek olarak; sadece erkek çocukların oynadığı bir oyun gibi kutlanırmış.
Köydeki sekiz on yaşındaki çocuklar gündüzden toplanırmış.
Küçük bir köy olduğu için de, en çok yedi sekiz çocuk olurlarmış.
O köyde ve çevre köylerde, su kabakları kesilerek geniş taslar haline getirilirmiş. Bu taslara, "tolik" adı verilirmiş. Toliklere, tuz, bakliyat, sarımsak, yumurta gibi yiyecekler konur ve saklanırmış. Çok sağlıklı kaplarmış.
Yılbaşı günü toplanan bu çocuklar, bir toliği, ucuna yakın bir yerinden deler ip bağlarlarmış. Öyle yaparlarmış ki, uzun iplerle kuyulara uzatılan kovaya benzetirlermiş.
O civar köylerde evler, geniş geniş yapılırmış.
Evin bir yanı bir katlıyken, diğer yanı iki ya da üç katlı olabiliyormuş.
Çocuklar, daha çok kışın oturulan birinci katların damına (çatısına) çıkaralarmış. Bacadan tolik sarkıtırlarmış.
O gün çocukların bacadan tolik sarkıtacağını bilen ev halkı, "tak tak" sesini duyunca hemen ocağın yanına gidip, ateşe çok yaklaşmadan toliği kaparlarmış.
Tolik, su kabağından yapıldığı için ateşe düşerse yanarmış.
Yılbaşı kutlanan kış günü de evler ısınsın diye, ocaklar harıl harıl yanarmış.
Toliği alan evdeki insanlar, içine bulgur, yağ, bastık (pestil) ceviz koyarlarmiş. Sonra bacaya doğru "Çek" diye bağırırlarmış.
Damda bekleyen çocuklar bu sesi duyunca hemen çekerlermiş.
Çocuklar; bütün bir gün bütün köyü böyle dolaşırlarmış.
Her ev, onlara en güzel malzemeleri verirmiş.
Aslında bütün köyün katıldığı bir oyun olurmuş.
Malzemelerini toplayan çocuklar, yılbaşında onlar için ayrılmış bir evde toplanır bulgur pilavı pişirir ve yerlermiş.
Eğlencelik olarak da pestille cevizi yerler, biraz da oyun oynayıp evlerine dağılırlarmış.
Aradan bir otuz yıl geçer.
O çocuk büyür.
Benim babam olur.
Ben on yaşlarındayken bir bayramda onun köyüne gideriz.
Sabah köyün bütün kız ve erkek çocukları toplanır.
Köydeki bütün kapıları çalarız.
Bütün kapılar bize neşeyle açılır.
Her evde bize sütlaç yedirirler.
Torbalarımıza şeker, leblebi, ceviz, badem doldururlar.
Bazıları mendil verir.
Biz de neşeyle koşup, oynayarak bu geziyi tamamlarız.
Çok şeker ve sütlaç yemekten biraz midemiz bozulur ama yarın oyun bizi beklediğinden büyüklere çaktırmayız.
CESUR PAPATYA - Çocuklar İçin Masal
ülkenin birinde bir kral varmış. Kral ülkesini severmiş ama başka ülkeleri daha çok severmiş. Kendi halkından çok, zengin ülkelerin kralları onu sevsin istermiş. Bu yüzden de ne isterlerse yaparmış, ne isterlerse verirmiş. Su kaynaklarını o ülkelere verirmiş, ormandaki ağaçları verirmiş, toprakları verirmiş. Ülkedeki insanların bazıları bu duruma çok üzülüyormuş. Çünkü halk giderek yoksullaşıyormuş, ülkedeki kaynaklar elden gidiyormuş. Ne yaparlarsa yapsınlar bu durumu krala anlatamıyorlarmış. Anlatsalar da dinlemezmiş.
Kral çok kibirliymiş. Kendi sesinden başka sese, kendi yüzünden başka yüze, kendi fikrinden başka fikre değer vermezmiş. Mağrurmuş. Her şeyin hakimi olarak kendini görürmüş. Herkesi azarlarmış. Sarayın alimleri, veziri, kumandanları, yardımcıları kralla görüşmek zorunda kaldıklarında çekinirlermiş. En gerekli şeyleri bile söyleyemeden odadan atılırlarmış. Böylece ülkenin sorunları biriktikçe birikirmiş. Sarayda çalışan yardımcıları halkın yaşadıkları sorunları bilir, ülkeyi bekleyen tehlikeleri görür ama korkularından bir şey söyleyemezlermiş. Kral bir tek soytarıyı severmiş. Çünkü soytarı krala, duymak istediklerini söylermiş. Dünyanın en iyi kralı olduğuna inandırırmış.
O ülkede, bir de Papatya adlı bir kız yaşarmış. Papatya yoksul ailesiyle, başkentin kenar mahallelerinden birinde otururmuş. Babası bir terzihanede kalfa, annesi de ev kadınıymış. Papatya ailenin tek çocuğuymuş. Babası kızını çok severmiş ama , “Bir oğlum olsaydı da okusaydı, bizi bu yoksulluktan kurtarsaydı” diye yakınırmış. O zamanlarda yoksulluğu yenmenin iki yolu varmış. Ya çocuklarının eğitim almasını sağlayacaklarmış ya da başkalarının haklarını ellerinden alacaklarmış. Papatya’nın babası onurlu bir insanmış. Başkalarının hakkı olan bir kuruş paraya bile dönüp bakmazmış. Papatya da okula gitmeyi çok istiyormuş ama o ülkede yoksul aileler kız çocuklarını okutamıyorlarmış. ral kızını daha iyi eğitim alsın diye başka ülkelere yollarken halk çocuklarını okula bile gönderemez olmuş.
Bir gün, Papatya’nın babasının çalıştığı terzihaneye, bir öğretmen elbise diktirmeye gelmiş. Papatya’nın babasına, kızını okutmasını söylemiş. Okulda kız çocuk erkek çocuk fark etmezmiş. Oğlanı okula gönderebilen, kızı da gönderebilirmiş. Babası öğretmene inanmış. Papatya, o mahallede okula giden ilk kız olmuş.
Papatya okula gittiği için çok mutluymuş. Artık okuyabilecek, yazabilecekmiş. Dünyada neler olduğunu öğrenebilecekmiş. Ama o kadar zormuş ki okula gidebilmek. Ailesi Papatya için önlük, çanta ders kitapları, kalem, defter almak için yiyeceklerini azaltmak zorunda kalmışlar. Babası daha çok çalışıyor ama daha az yakıt alabiliyorlarmış. Annesi başkalarının çamaşırlarını yıkıyormuş. Papatya anne ve babasının onu okula yollamak için çektikleri zorlukları görünce çok üzülüyormuş.
Okulda da yaşamı kolay değilmiş. Sınıftaki oğlanlar saçını çekiyor, kalemini saklıyor, defterlerini karıştırıyorlarmış. Papatya bazen bu duruma dayanamayıp ağlıyormuş. Böyle zamanlarda annesiyle babası ona , üzülmemesini, sadece derslerine çalışmasını söylüyorlarmış.
Papatyanın yaşamında bunlar olurken ülkede başka şeyler oluyormuş. Kralın oğlu evleniyormuş. Saray da halk da düğünü bekliyormuş. Prens de babası kadar kibirliymiş. Çok çok büyük bir şenlik istiyormuş. Bütün halk hatta bütün dünya onun düğününü görsün istiyormuş. Bütün bir yaz, bütün bir ülkede prensin düğününün telaşı varmış. Bu nedenle o yıl yağmurun azaldığını kimse fark etmemiş. Tarladaki ekinlerin bir kısmı kurumuş. Bostanlardaki sebzeler yeterli su alamadıklarından gelişememişler. Meyvelerin bir kısmı dökülmüş. Halk verimsiz bir yıl oldu diye düşünmüş. Yaşananları anlayan Saray çalışanları ise korkularından susmuşlar. Prensin düğünü de büyük kutlamalarla olmuş bitmiş.
Gel zaman git zaman, Papatyanın, okuldaki başarıları artarken ailesinin geçimi gittikçe zorlaşmış. Annesiyle babası ne kadar çok çalışırlarsa çalışsınlar sürekli azaldığı için pahalı satılan buğdaya ekmeğe, şekere, tuza daha çok para harcamak zorunda kalıyorlarmış. Bütün halkın durumu da Papatyaların durumuna benziyormuş. Bir tek kralın ailesinin ve sarayda çalışanların durumu iyiymiş. Papatya okudukça ülkesinde olanları anlıyormuş. Anladıkça daha çok okuyormuş. Öylesine başarılıymış ki adı okuldan okula, mahalleden mahalleye, şehirden şehire yayılıyormuş. Okuldaki oğlanlar artık onunla uğraşmıyorlarmış. Zaten büyümüş kocaman çocuklar olmuşlar. Artık onunla öğünüyorlar çözemedikleri matematik problemlerini ona soruyorlarmış. Papatya okuduklarından anladıklarını çevresine anlatmaya çalışıyormuş. Suyun, yağmurun önemini herkes biliyormuş ama ağaç kesilmesinin, ormanların içine evler yapılmasının yağmuru yok ettiğini anlayamıyorlarmış. Ormanlarda yaşayan hayvanların soyunun tükenmesinin çevreye ne kadar zarar verdiğini bilemiyorlarmış. Papatya böyle giderse ülkesinin çöl olacağından korkuyormuş. Kestanesi, köknarı, akağacı, akasyası, çamı meşesi, kavağı, söğüdü, ahlatı, aslanı, kaplanı, çakalı, tilkisi, ayısı, kaplumbağası, tavşanı, sincabı, kokarcası, ceylanı olmayan bir yaşamın ne kadar renksiz bir yaşam olacağını kavratamıyormuş. Kelebekleri, kuşları, arıları, kır çiçekleri olmayan bir dünya istemiyormuş. Halk, “ Biz şehirde yaşıyoruz bunlardan bize ne ?” diyormuş.
Halk söylediklerine inanmasa da Papatya’ya kızamıyormuş. Çünkü Papatya girdiği her bilgi yarışmasını kazanıyor, her soruyu biliyormuş. Papatyayı denemek için başka ülkelerden bile alimler geliyormuş. Papatya bilgisiyle onları da şaşırtıyormuş. Zengin ülkelerin alimleriymiş bunlar. Papatya’yı kendi ülkelerine götürmek istiyorlarmış. Papatya giderse anne babası da rahat edermiş. Anne babasına da para verirlermiş. Ailesi , “Biz halimizden memnunuz. Papatya gitmek isterse bir şey diyemeyiz ama kızımız bizimle kalmak isterse mutlu oluruz “ demiş. Papatya da gitmek istemiyormuş zaten.
Ülkede halkın durumu gittikçe zorlaşıyormuş. Kral bu durumu hiç fark etmiyormuş. Soytarısı ona her gün ne kadar iyi bir kral olduğunu anlatıyormuş. Saraydaki diğer görevliler de soytarı gibi davranmayı öğrenerek azarlanmaktan kurtulmuşlar. Onlar da krala ne kadar güçlü, ne kadar zarif, ne kadar yüce yürekli olduğunu söylüyorlarmış. Hiçbir şey bulamazlarsa komik fıkraları ezberleyip kralı güldürüyorlarmış. Aralarında güzel fıkra anlatma dersi alanlar bile olduğu söyleniyormuş. Soytarı bu yaptıklarına çok kızıyormuş. Kralı güldürmek onun işiymiş. İşini elinden alıyorlarmış. Onlar kendi işlerini yapmalıymışlar. Onlar kendi işlerini yapmadıklarından, kral ülkesinden istenen yeraltı kaynaklarının bir kısmını başka bir ülkeye vermiş gitmiş. Çünkü Prensesi de o ülkenin kralıyla evlendirmeyi düşünüyormuş. Ülkede yer altı kaynakları da başka ülkelere verilince okullarla hastaneler de parasızlıktan kapanmış. Sarayın okulu ve hastanesi varmış. Bu nedenle ülkedeki okulların kapanmasından kralın hiç haberi olmamış. Kimse de cesaret edip söylememiş. Okula gidemeyen çocuklar sokakta, hastalar ortalıkta kalmış.
Okulu kapanınca Papatya çok üzülmüş. Çok kızmış. Okulu açılıncaya kadar şehir şehir dolaşıp insanlara olanları anlatmaya karar vermiş. Anne babasından izin istemiş. Babası, “Gidebilirsin” demiş. Annesi, “Kendine çok dikkat et” demiş. Papatya, “Döneceğim” demiş. Papatya yola çıkmış. Papatya yürüyerek bütün şehirlere, kasabalara, köylere uğramış. Halkın bir kısmı kızmış, bir kısmı ilgilenmiş, bazıları inanmış, bazıları yüzüne bakmamış. Papatya yılmamış. Her gittiği yerde anlatmış. Su da toprak da orman da halkın malıymış. Kimse onların adına başkalarına veremezmiş. Çocuklar okumalıymış, hastalar bakılmalıymış. Papatya’yı anlayıp saygı gösteren de olmuş, köylerinden şehirlerinden kovanlar da. Papatya o kadar yer gezmiş ki herkes onu tanımış. Kızanlar da sevenler de ondan konuşur olmuşlar. O kadar çok konuşulmuş ki Papatya’nın adı sarayda bile duyulmuş. Kral Papatya’ya çok kızmış. Adamlarına,-Tez bulup saraya getirindiye emirler yağdırmış. Kralın adamları ülkenin her yerini karış karış aramışlar. Papatya’yı bir köyde bulmuşlar. Alıp saraya getirmişler. Papatya sarayı görünce gözleri kamaşmış. Bütün duvarları altındanmış. Onu hemen kralın huzuruna çıkarmışlar. Kral Papatya’ya kızmış. Papatya anlatmaya çalışmış. Kralın kızgınlığı artmış Papatya inatla anlatmayı sürdürmüş. Papatyanın korkmaması kralın hoşuna gitmiş. Ona susması karşılığında bu sarayda onlarla birlikte yaşayabileceğini söylemiş. Papatya krala, birkaç yıl sonra sular iyice kuruyup, ormanlar tümden yok olduğunda sarayının tümünü de satsa bir bardak su etmeyeceğini söylemiş. Kral Papatya’ya inanmamış ve onu saraydan kovmuş. Papatya artık yorgunmuş. Annesini babasını özlemişmiş. Mahallesine ailesine dönmüş.
Papatya gittikten sonra kral günlerce düşünmüş. Yoksul bir kız ondan daha akıllı olabilir miymiş? Yoksul bir kız nasıl bu kadar cesur olabilirmiş?
Annesiyle babası Papatya’yı özlemle kucaklamışlar. Papatya umutsuzca eve kapanmış. Annesine yardım ediyor, babasının eve getirdiği kumaş parçalarından pazarda satmak için oyuncaklar yapıyormuş. Yine de kıt kanaat geçinebiliyorlarmış. Başkalarının durumu onlardan da zormuş. Ülkede giderek yoksulluk dayanılmaz oluyor insanlar Papatya’yı anlamaya başlıyorlarmış. Kraldan ve adamlarından korktukları için Papatya doğru söylüyor diyemiyorlarmış. Kral bir gün tebdili kıyafetle halkın arasına karışmış. Papatya’nın doğru söyleyip söylemediğini merak etmiş. Saraydan çıkıp biraz uzaklaşınca ülkesini tanıyamamış. Dereleri kurumuş, evleri bakımsızlıktan viraneye dönmüş, yeşillik kalmamış bu ülke, onun ülkesi miymiş? Ya bu hırpani giysili, gözleri korkuyla bakan, suskun insanlar onun halkı mıymış? Kral neye uğradığını şaşırmış panik içinde saraya geri dönmüş. Günlerce kendine gelememiş. Ziyafetlere katılmamış. Soytarısıyla bile görüşmemiş. Kral çok üzgünmüş. Artık odasından bile çıkmıyormuş. İstediklerini alan zengin ülkeler de kralın yüzüne bakmıyorlarmış zaten. Kral uzun uzun düşünmüş. Papatya’yı dinlemeye karar vermiş. Yoksa ülkesiz bir kral olacakmış. Bu kez de tebdili kıyafetle yola koyulmuş. Sora sora Papatyaların evini bulmuş. Başkentteki herkes Papatya’yı tanıyormuş. Artık kimse Papatya’ya kızmıyormuş. Ülkenin her yanından gelip ona ne yapmaları gerektiğini soruyorlarmış. Söylediklerini saygıyla dinliyorlarmış. Papatya onlara, yaşamak için güneşin, havanın, suyun, toprağın, ağacın, hayvanın, böceğin ne kadar gerekli olduğunu anlatıyormuş. Aslında onlar da biliyorlarmış ama Papatya kadar cesur değillermiş. Kral kalabalığı yara yara Papatya’ya ulaşmış. Papatya gelenin kral olduğunu anlamış ama kimseye söylememiş. Kral halkın Papatya ile konuşmalarını dinlemiş. Ülkenin durumunun gerçekten kötü olduğunu iyice anlamış. Giysilerine büründüğü yaşlı bir adam gibi sormuş;-Ülkemiz nasıl bu hale geldi? Papatya yanıtlamış,-Siz siz olun mağrur krallardan korkun demiş,-Ya yoksulluk?diye sormuş kral,-Ormanla, toprakla, suyla uğraşan kralları izleyin diye yanıtlamış Papatya, -Kralların ne suçu var. Sarayda çalışanların uyarması gerekmez mi? diye sormuş Kral heyecanla,-Siz siz olun korkak çalışanlardan da uzak durun.demiş Papatya, -Peki ya halk? Halkın hiç suçu yok mu?diye bağırmış kral,-Kızlarına değer vermeyen halk suskun olur. Çocukları özgür olmayan toplumlardan da korkun.
Kralla Papatya’nın konuşması böyle sürmüş gitmiş. Hava kararınca kalabalık dağılmış. Papatya’nın annesiyle babası yaşlı bir adam sandıkları kralı içeriye davet etmişler. Eve girince kral onlara kimliğini açıklamış. Papatya için annesi ve babasından izin istemiş. Papatya kralla gitmeli ve ülkenin düzelmesi için ona yardım etmeliymiş. Onlar izin vermişler ama Papatya razı olmamış. Kralın Papatya’ya ihtiyacı yokmuş. Kral sarayına dönünce her sabah büyük bir aynaya bakmalıymış. Aynada kendi yüzünün yanında binlerce Papatya, Gamze, Mustafa, Melis, Emre, Kıvılcım, Ceylan, Onur, Emrah, Serap, Can gibi çocuklar görürmüş. Tüm ülkenin hatta tüm dünyanın çocuklarını görebilirmiş bu aynada. Kral eğer aynada çocukları gülerken görürse ülkenin mutlu olduğunu anlamalıymış. Ve kendisinin de iyi bir kral olduğunu. Ama çocukları üzgün görürse ülkesinin mutsuz olduğunu anlamalıymış.

Kral sarayına dönmüş. Odasına kocaman bir ayna yaptırmış. Her sabah erkenden uyanıp aynaya bakıyormuş. Papatya’nın dediği gibi çocukları görüyormuş. İlk zamanlar çocuklar gerçekten mutsuz görünüyorlarmış. Kral ülkenin her tarafını ağaçlandırmış. Meşe, çam, kavak, söğüt, çınar, gürgen diktirmiş. İnsanlar beslensin diye meyvelikler yaptırmış. Ağaçlar yağmuru çağırmışlar. Dereler azıcık da olsa çekildikleri toprağın derinliklerinden çıkmaya başlamışlar. Aynadaki çocuklar gülmeye başlamış. Okullar yeniden açılmış. Çocukların yüzü aydınlanmış. Hastaneler kapılarını açmış. Fabrikalar çalışmış. Ülkede yoksulluk kalmamış. Parklar, oyun bahçeleri düzenlenmiş. Çocuklar hem yaşamda hem aynaya yansıyan görüntülerinde gülmeye başlamışlar.
Kral akşamları yatmadan aynadaki çocukların gülen yüzüne bakıp ülkem zengin ve mutlu, ben de iyi bir kralım diye düşünüyor ve huzurla uykuya dalıyormuş.Papatya da mutlu sayılırmış. Mutlu çocukların arasında mutlu bir çocuk olarak büyüyormuş. Ama daha çok işim var diye düşünüyormuş. “Dünyadaki tüm çocukların mutlu olması için uğraşmak.”
31.08.2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





























