HAKLARIMIZ _ RİGHTS

12 Şubat 2017 Pazar

Dünyamızın Güzel İnsanları - Muhammad Ali Clay

Hakuka sayfamız boks sporuna yakın değil. Ama Muhammad Ali için, bir tek onun için ve bir defalık bir ayrıcalık yaptık.
Bazıları onu sadece dünya şampiyonu bir boksör olarak tanıyor. Muhammad Ali aynı zamanda çocukların, yoksulların, sokaktaki insanların haklarını iyi savunan bir insandı. Öyle ki; antrenörü Bundini önemli bir maçta onu; "Dans et şampiyon; kimsesizler yurdundaki yalnız çocuklar için dans et... Çocuklar için salla yumruklarını. Kiralarını ödeyemeyen işsizler için dans et... Emekli maaşı alamayan yaşlılar için... Yoksullar adına şampiyon, yoksullar adına... Dans et şampiyon. Hadi oğlum dans et. Savaş onlar için..." diyerek motive etmişti. İşte bu denli insancıl, çocuksu ve şairane bir adamdı.
Ömrü boyunca köleliğe ve ırkçılığa karşı çıktı. Savaşa karşı çıktı.
1942 yılında yoksul bir ailede doğdu. Çocukluğu ve gençliğinde; doğduğu Kentucky'de beyazlarla zencilerin otelleri, lokantaları, sinemaları hatta otobüsteki yerleri ayrıydı. Beyazların; zencilerin onlarla oturmasına izin vermedikleri karanlık bir zamandı.
Muhammad Ali için sokaklarda oynarken bir oyun gibi boks ringine geçti denilebilir ve daha on iki yaşında bir çocuktu. Çok çalıştı. Daha on sekiz yaşındayken Roma Olimpiyatlarından altın madalya ile döndü. Döndükten iki gün sonra bir lokantada yemek yemek istedi ama o lokantada zencilere servis yapılmadığı bildirilince Roma’da aldığı madalyayı Ohio nehrine fırlatıp attı.
Vietnam Savaşı sırasında askere çağrıldığında gitmeyi reddetti.
"Ben özgürlüğümü istediğim zaman bana karşı çıktınız. Hakkımı aradığımda bana karşı çıktınız. Eşitlik istediğimde bana karşı çıktınız. Benden bir yere gidip sizlerin uğruna savaşmamı mı istiyorsunuz?
"Fakirleri öldürmek için on bin kilometre yol gidip savaşmayacağım..." diyerek karşı çıktı. Bu nedenle beş yıl hapis on bin dolar para cezası ile yargılandı. Lisansı elinden alındı. Para kazanamaz oldu. Zor günler geçirdi. En sonunda mahkemeyi kazandı. Aklandı. Sonra yaptığı spora geri döndü. Çok başarılar kazandı.
O sadece özgür olmak istiyordu. Dünyanın bütün insanlarının özgür olmasını istediği gibi.
Muhammad Ali Clay'ı saygıyla sevgiyle uğurluyoruz.

Bir Çocuk Şarkısı- Siz Büyükler Yetişkinler


Siz büyükler, yetişkinler doğayı sevin yeter.
Kim keser ağaçları
Kim satar ormanları
Siz büyükler, yetişkinler doğayı sevin yeter.

Siz büyükler, yetişkinler insanı sevin yeter
Kim yapar savaşları
Ağlatır çocukları
Siz büyükler, yetişkinler insanı sevin yeter

Siz büyükler, yetişkinler dünyayı sevin yeter
Kim kirletir suları
dereleri, çayları
Siz büyükler yetişkinler dünyayı sevin yeter

Siz büyükler, yetişkinler hayvanı sevin yeter
Kim kapatır onları
Kim yok eder soyları
Siz büyükler, yetişkinler hayvanı sevin yeter

Yıllar önce belediye kreşinde çalışırken çocuklar için yazmıştım. Çocuklarla birlikte söylemiştik. 
İnsanlık ilerlemiyor geriliyor sanki.

Madde 14


























Madde 14)
Biz çocukların düşüncelerini geliştirmeleri ve istedikleri dini seçmeleri hakkına saygı gösterilir.
Bu konuda bizi yetiştirmekle yükümlü olan büyüklerimizin de bize yol gösterme hakları ve görevleri vardır.
Büyüklerimizin bize yol gösterme haklarına ve görevlerine saygı gösterilir.




Büyüklerimizin bize yol gösterme haklarına da saygı gösterilir



Sevgi - Albert Einstein ve İrem

"...
Sevgi Işıktır,
Sevgi, sevgi alıp verenleri aydınlatır.
Sevgi yer çekimidir,
Çünkü sevgi insanların birbirine çekim duymalarını sağlar..."
Albert Einstein
ireşenel

"Çocukları korumak bütün büyüklerin en önemli görevidir"
İrem böyle söylüyor

Çocuk, Oyun, Sevgi...Hele de Satranç

"Biz insanlar;
eğer E=mc2 yerine,
dünyayı iyileştirecek olanın;
enerjinin ışık hızının karesiyle çarpılması sonucu olan sevgiyle sağlanabileceğini kabul edersek, şu sonuca varırız:
sevgi en kuvvetli güçtür, çünkü sınırı yoktur."
Albert Einstein
şenel
Kuzumuz;
Glib GRABOVSKY satranç oynuyor.
Oyun bütün çocukların en doğal hakkıdır.
Hem onları hem oyunlarını pek seviyoruz.

Bir Çocuktan Başka...






Kimdir kağıt kayıklarla okyanusları aşan
Bir çocuktan başka
Kimdir dünyayı göz bebeklerinde taşıyan"

Çocuklar İçin Belediye Başkanları

Teryzeciğim, amcacığım; bizim belediye başkanımız olur musunuz?
Bizim başkanımız olsanız, güzel ve güvenlikli bir şehir oluştursanız.
Ben okuluma giderken, "Ohh" diye bağırsam.
Annemle, caddede yürürken, "Bizim kentimizde her yer, ne kadar güzel" diye mırıldansam.
Dedemle parka gittiğimizde, " Çok mutluyum" diye kıkırdasam.
Nenemle, parkın yanındaki alanda spor yaparken,
"Keşke dünyadaki tüm çocuklar da gelip burada yaşayabilseler" diye dilekte bulunsam.
Ablamla mahallemizdeki kitaplıktan kitap alıp dönerken, barış şarkıları söylesem.Annemle babam işten gelince, birlikte şehir merkezindeki konsere giderken "Yaşasın, yaşasın, yaşasın" diye coşsam.

Hep güvenlikte olsam.
Herkes, ama herkes güvenlikte olsa.
Bir yer; herkes güvende yaşarsa şehir olur değil mi?
Şehirde yaşayanların en temel hakkıdır güvenlik.
Bir yer; çocukların, arkadaşlarının, annelerinin, babalarının, öğretmenlerinin, dedelerinin, nenelerinin, komşularının, kardeşlerinin, çomarın, mırnavın, cikcikin yuvası olursa, şehir olur.
Siz başkanımız olsanız; her yer, herkes için güvenli olsa.
Siz, herkesin başkanı olsanız.
Herkes sizi tanımasa bile, siz herkesi tanısanız. Sorunlarıyla ilgilenseniz.
Soluduğumuz havayı,
içtiğimiz suyu,
toprağımızı,
çevremizi,
parklarımızı,
sokaklarımızı temiz tutsanız.
Trafiği insanlara göre düzenleseniz.
Karşıdan karşıya korkmadan ve koşmadan geçebilsem.
Üst geçitlere tırmanmak zorunda kalmasam.
Alt geçitlere inmek zorunda kalmasam.
Bunların benim hakkım olduğunu bilseniz.
Arabalar kaldırımlara park etmese.
Yürüme yollarımız engellenmese.
Biz çocuklar okuduklarımızdan çok gördüklerimizden, yaşadıklarımızdan etkileniriz. Tarihi binaları kullanarak tarihi öğrensek. Müzeleri gezsek ama tarihi binaları; tiyatro, sinema, kitaplık, hastane, gar olarak kullanarak ve saygı duyarak öğrensek.
Herkes tiyatro izleyebilse, tiyatroda oynayabilse. Herkes sergi izleyebilse, resim, heykel yapabilse. Herkes okuyabilse, yazabilse. Herkes bir işle uğraşabilse.
Annelerin, komşu teyzelerin, nenelerin evde ürettikleri örgüler, danteller için fuarlar, festivaller düzenlense. İşlerini geliştirmeleri için desteklense. İşleri büyüse. Bizlere hizmet vermek için siyasetle uğraşmaları engellenmese, desteklense. Mutlu olsalar. Şehrimizi de dünyayı da çiçek gibi yapsalar.
Görme, işitme, yürüme, düşünme engeli olan çocuklar için eğitim, dans, müzik, diğer sanat dallarıyla ilgili çalışmalar yapılsa. Yeteneklerini kullanarak para kazanmaları sağlansa. Sanattaki , bilimdeki başarılarıyla gururlanılsa.
Şehir merkezlerindeki meydanlar; hakkımız olduğu gibi; çocukların oynaması, yaşlıların dinlenmesi, gençlerin eğlenmesi, kadınların gezmesi için kullanılsa. Meydanlar, sanatsal heykellerle, palyaço gösterileriyle, sergi, sinema ve tiyatro salonlarıyla zenginleştirilse.
Her çocuğun annesiyle babasına gelir sağlayacak işler oluşturulsa.
Şehrin her tarafına, parklara, refüjlere, uygun kaldırımlara, koruluklara bizim de sulayarak, çapalayarak bakabileceğimiz meyve ağaçları dikilse.
Ama meyveleri sadece çocuklar yese.
Şaka yaptım. Meyveleri herkesin olsun.
Sonra bu ağaçlara kuş barınakları yapsak.
Teyze, amca bizim belediye başkanımız olsanız.
Vermek zorunda olduğunuz hizmetlere "yardım" demeseniz.
Bunların zaten bizim hakkımız olduğunu bilseniz.
Kentli haklarını, yaya haklarını, insan haklarını bilseniz.
Birlikte güzel bir hayat oluştursak.
Not: 1; Bu yazı; Kentli Hakları ile Yaya Hakları metinlerinin maddelerinden oluştu
Not: 2: Fotoğraflarını kullandığım; Metin Yurdanur'un Ankara, Yüksel caddesi'nde yer alan "İnsan Hakları Heykeli" adını verdiği çok güzel bir eseridir.