25 Ocak 2010 Pazartesi

SÜPER AKILLI ÇOCUKLAR


Sevgili çocuklar;
Sevgi; en önemli duygularımızdan biridir.
Ve sevgi, tüm canlılar için çok güzel bir duygudur.
Ağaçları, kuşları, ilkbaharı, çiçekleri, parkları, kedileri, köpekleri, evimizi severiz.
Anne baba çocuğu, çocuk hem onları hem öğretmenini, kardeş kardeşi, arkadaş arkadaşı, nine torunu sever.

İnsanlar ve hayvanlar sevgilerini dokunma ile ifade ederler.
Sarılırlar, kucaklarlar, okşarlar.
Hayvanlar birbirlerini yalar.
İnsanlar birbirlerini öper.
Tüm bunlar sevgi dokunuşlarıdır.

İnsanlar; sevgilerini bir de sözcüklerle de ifade ederler. "Seni seviyorum", "Tatlım", "Canım", "Kuzum" gibi sözler söylerler. Çünkü insanlar hayvanlardan farklı olarak konuşabilirler.

Sevgiyi bilen tüm canlılar sevdikleri varlığı görünce gülümserler.
Sevgi çok güzel bir duygudur çünkü.
Sevginin ifade edilmesi, insanı da hayvanı da mutlu eder.
Bitkiler bile sevildiğini anlar.
Yaşlılar; sevgiyle konuştukları bitkilerin çok güzel çiçek açtıklarını iyi bilirler.
Sevgi insanı geliştirir. Mutlu eder. Güven duymasını sağlar, neşelendirir. İyileştirir.

Çocuklar sevildiklerini bazen büyüklerden daha iyi anlarlar.
Güzel sözlerin gerçek olup olmadığını anlarlar.
Onlara yumuşak ya da sert olarak dokunulduğunda ne anlama geldiğini bilirler.

Her dokunuş sevgi ile ilgili olmayabilir.
Yalancı olabilir.
Çocuklar bunu iyi anlarlar.
İçleri huzursuz olur.
Sıkılırlar. Oradan hemen kaçmak isterler. Utanırlar.
Sevgi dokunuşu olmadığında kendilerini hasta gibi hissederler. Ve gerçekten hasta olabilirler.

Akıllı çocuklar oradan hemen uzaklaşır.
Bu dokunmayı yapanı, annesine babasına söyler.
Bazen onlara söylemek olmaz. Çocuk bunu bilir.
O zaman öğretmenine söyler.
Sağlık ocağındaki ebe, hemşire ablalara, doktor amca ya da teyzelere söyler.
Polis teyzelere söyler.
Onlara ulaşamıyorsa telefonla 183 numarayı arar.
Eğer internet bağlantılı bir bilgisayara ulaşabiliyorsa
www.barobirlik.org.tr/iletisim sayfasını açar. Ya da bu renkli yazıyı tıklar
Çıkan formu doldurarak hukukcu ablalara ve abilere yazar.

Ülkemiz çocuk hakları sözleşmesini imzaladı.
Çocukları koruyacağına söz verdi.
Bunun için yasa çıkardı .
Haberi olursa o çocuğu korur.
Yeterki o akıllı çocuk haberdar etsin.
Çocuğa yardım edilir.


ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİ
Madde 34) Bedenim bana aittir.
Beni bedensel ve ruhsal yönden örseleyecek hiçbir yaklaşıma izin verilmez.


Not ; Yazının tamamını ya da bir kısmını izinsiz kullanmayınız.
03.01.2009

07 Ocak 2010 Perşembe

SİZDEN GELENLER- EKİN ÇAMUR'DAN BİR ŞİİR

GÜNEŞ

GÜNEŞİ GÖRDÜM
ONU ÇOK BEĞENDİM
SEVGİYLE SARILMAK İSTEDİM
AMA ÇOK UZAKTAYDI GÜNEŞ.

AĞLADIM, AĞLADIM
BİR ÇÖZÜM BULAMADIM
GÜNEŞİ ÇOK ÖZLEDİM
YANINA GİTMEK İSTEDİM.

O GÜN SON KEZ BAKTIM GÜNEŞE
BİR DAHA EVDEN ÇIKAMAM DİYE.
SONRA YATIP UYUDUM
RÜYAMDA GÜNEŞİ GÖRDÜM.


EKİN ÇAMUR

21 Nisan 2009 Salı

SÜPER BULUŞCU ÇOCUKLAR




Güldünya'nın öğretmeni, bir gün sınıfta bir Kızılderili Şef'in mektubunu okudu.

Mektup tam 1854 yılında kaleme alınmıştı.

Ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanına yazılmıştı.

Mektubu yazan da ”Duwarmish” Kızılderililerin Reisi Seattle idi.


Güldünya bu mektubu çok sevdi.

Bir çiçeğin açarken, taç yapraklarının çıkardığı sesi merak etti. Bir kelebeğin kanatlarının sesini, kurbağaların şarkısını, yağmurla yıkanmış rüzgarın kokusunu çok merak etti.


Kızılderililerin şehirleri nasıldı ki, tüm bunlar duyulabiliyor ve görülebiliyordu?


Güldünya, yaşadığı büyük kentte de yazları, nenesine gittiği küçük şehirde de böyle şeyleri asla göremiyordu.


Gürültü, egzoz dumanı, kömür karası vardı şehirlerde.


Sokaklar, parklar, kırlık alanlar, kaldırım kenarları, hatta market önleri bile; metal , cam ve kartondan olan içecek kutuları, pet şişeler, şişe kapakları ile doluydu.

Sigara paketleri, kuruyemiş paketleri, cips paketleri dağılmış duruyordu her yerde.

Biskuvi ve gofret paketleri, ciklet paketleri, plastik bardaklar, plastik tabaklar, plastik kaşık ve çatallar, dondurma kutuları, dondurma çubukları, sigara izmaritleri ve bol bol naylon poşet doluydu her yer.

Her yer, uğruna kaç tane ağacın kesildiği kağıtlarla doluydu.


Okulların önü bile bazen çok çok kirli oluyordu.


Güldünya her gece yatağında, Seattle'ın mektubunda öğrendiği bir dünyada yaşamayı hayal ediyordu.

Kuş seslerini, göllerin aynasındaki dünyayı, sabah buğusunu herşeyi herşeyi istiyordu.

Acaba hem sineması olan hem de ağaçları olan bir mahalle olamaz mıydı?

Hem bilgisayarı olan hem gölleri olan şehirler olamaz mıydı?

Hem oyuncak mağazaları, giyim mağazaları hem de derelerin neşeli şarkıları duyulan yerler kurulamaz mıydı?

Bu hayali mutlaka mahalleden arkadaşı olan Alican ile paylaşması lazımdı. Belki onun öğretmeni de Seattle'nın mektubu onlara okumuştu.


Güldünya Alican'ı bulup anlattı.

Alican da çok heyecanlandı.

Ve iki çocuk olarak kendi şehirlerini temiz tutmayla başlamayı düşündüler.

Çöple ilgilenmeyi istediler.

Güldünya'nın öğretmeni bu fikri çok beğendi.

Onlara rehberlik etti.


Diğer çocuklar gibi eldiven, çöp poşeti ve maske alarak çevre temizliği yapabilirlerdi. İstemediler.

Çevreyi kirletmemek çok önemliydi.

Ama daha önemlisi, çöp çıkarmamak gerekliydi.


Çocuklar olarak; atmadan bir kez düşünmek ve düşündürmek istediler.

Bir malzemeyi çöpe atmadan bir kaç kez kullanmaya geri dönüşüm, geri kazanım deniyor.

Alican'la Güldünya da geri kazanım çalışması yapmak ve yaptırmak istediler.


Bu atıktan bir oyuncak yapabilir miyim?

Bu atıktan annemin işine yarayacak bir cihaz yapabilir miyim?

Bu atıktan arkadaşlarımın kullanabileceği bir nesne yapabilir miyim?

Bu atıktan insanların işine yarayacak bir eşya yapabilir miyim?



Alican eski kutulardan bir kuş evi yaptı ve bekçisinden izin alarak mahalledeki parktaki bir ağaca astı.

Eğer siz de bir evsel atıktan bir buluş yaparsanız bize ister anlatın ister fotoğrafını yollayın


Güldünya ve Alican o yazıyı o fotoğrafı sizin adınızla buraya ekleyecekler.

20 Nisan 2009 Pazartesi

Tiyatrocu Kenan Halis Kızıldağ'ın Çocuk Hakları Günü için "Benim Haklarım" dan esinlenerek hazırladığı on iki maddelik performansın metni.

Belki ilköğretim okullarında okuyan çocuklarımız da Çocuk Hakları Günü'nde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda denemek isterler

SUNUCU 1:Sevgili büyüklerimiz, ( Sevgili Devlet Büyüklerimiz, Kaymakamımız, İlçe Milli Eğitim Müdürümüz, ) Sevgili Müdür bey, Sevgili Öğretmenlerim, Sevgili Veliler ve çok kıymetli arkadaşlarım

SUNUCU 2:Bu ne böyle.. ne kadar resmisin..

SUNUCU 1Ama bu bir resmi konuşma..

SUNUCU 2İyi de biz çocuğuz..

SUNUCU 1Evet ne olmuş..

SUNUCU 2:Çocuklar büyük gibi konuşmamalı, konuşturulmamalı..

SUNUCU 1:İyi de Müdüre, Müdür bey demeyelim mi?

SUNUCU 2:Demeyelim

SUNUCU 1:Ne diyelim..

SUNUCU 2:Adıyla Kemal ağbi , Kemal amca ya da Müdür Amca diyemez miyiz..

SUNUCU 1:Deriz ama olur mu?

SUNUCU 2:Olur olur; çok güzel olur..

SUNUCU 1:O zaman bugünü daha anlamlı kılmak ve Türk geleneksel saygısında kusur etmemek için; Sevgili Amcalarım, Teyzelerim, Ağabeylerim, Anne ve babalar ile çok değerli kardeşlerim diye sözlerime başlamak istiyorum.

SUNUCU 2:Bak ne güzel oldu? Hepimiz büyük bir ailenin parçası değil miyiz.? Tüm dünya çocukları kardeş değil midirler? Ancak bütün bu kardeşlik olgusuna karşın, dünyada en çok acıları da çocuklar yaşamıyor mu?

SUNUCU 1:Doğrusu açlıktan, Soğuktan ya da savaşlardan da en çok biz çocuklar etkileniyoruz..

SUNUCU 2:Ayrıca kolay kandırıldığımız için ya da Dünyanın kötü yanlarını henüz öğrenmediğimiz için en çabuk biz aldatılmıyor muyuz?

SUNUCU 1:İşte bütün bu kötü şartları kaldırmak için; dünya ülkelerinin yöneticileri 20 Kasım 1989 tarihinde bir araya gelerek bir sözleşme imzaladılar. Dünyanın neresinde olursa olsun Tüm kardeşlerimizi koruma altına almaya söz verdiler.

SUNUCU 2:Bu söze de çocuk hakları sözleşmesi dediler. Bizim Ülkemiz bu sözleşmeyi ilk imzalayan ülkelerden biridir. İki maddesine çekince koyarak; 14 Eylül 1990 tarihinde imzalamıştır.

Aynı anda sahneye bütün sınıf dört bir yandan oyun oynayarak, bağırarak ya da şarkı söyleyerek girer ve konuşma kesilerek bir tür canlı performansa dönüşür.

SUNUCU 1:Aaa. Ama arkadaşlar ne oluyor..

1.Çocuk:Sıkıldık..

Sunucu 2:Arkadaşlar… durun..

2.Çocuk:Hemde çok sıkıldık

3.Çocuk:Madem bizim günümüz

4.Çocuk:Ve bizim haklarımız anlatılacak

5.Çocuk:O zaman biz anlatırız

Sunucu 1:Siz mi?

Sunucu 2:Nasıl yani..

6.Çocuk:Ne yani biz kendi haklarımız bilmiyor muyuz..

7.Çocuk:Ya da anlatma becerisine sahip değil miyiz..

Sunucu:Yoo öyle demedim.. Hiç kimse de öyle demiyor..

8.Çocuk:Diyemezler ki..

9.Çocuk:Evet hele desinler.. işte o zaman ..

10.Çocuk:Yani sen yapamazsın edemezsin dediklerinde..

Hep birlikte:İstismar etmiş olurlar..

11.Çocuk:Kimi?

Sunucu1:Kimi kimi.. Anlamadım..

Hep birlikte:Tabi ki biz çocukları…

12.Çocuk:Hem anlamıyor hem haklarımızı anlatamıyorsun gel birlikte anlatalım..

12. çocuk sunucunun elinden tutarak yanına çeker ve kulağına fısıldar..

12.Çocuk:Fıs fıs fıs.. anladın mı?

Sunucu 1:Ooo.. çok güzel şimdi anladım…Hadi o zaman başlayalım..

Sahnede sadece üzerinde bir yazan ya da madde bir yazılı dövizi tutan bir çocuk kalır geri kalanlar çekilirler.
(Yere çökebilir ya da görünmeyen bir alana geçebilirler sırası gelen ayağa kalkar)

Madde 1:Ben çocuğum! Onsekiz yaşına kadar, bir çocuk olarak; vazgeçilmez haklara sahibim. Bir başka değişle; Ben birinci madde çocuğun tanımıyım. On sekiz yaşının altındaki, her insanın çocuk olarak yararlanacağı ve vazgeçilmez olan bu haklara bir bakalım mı? Hadi madde iki neredesin.. İşte; İşte Madde iki geliyor.

Madde 2:Merhaba arkadaşlar. Ben İkinci Maddeyim ve anlamım herkes içindir. Yani ben bütün çocukları temsil ediyorum. Bir başka değişle, sözleşmede geçen ve biraz sonra gelecek diğer haklar, bütün çocuklar içindir. Anlamadınız.. Bana öyle bakmayın.. Tamam, tamam! Daha açık söylemek gerekirse; tenlerimizin rengi, yaşadığımız ülke fark etmez. Beyaz çocuk, kara çocuk, kız çocuk, erkek çocuk fark etmez. Doğduğumuz yer, konuştuğumuz dil de fark etmez. Büyüklerimizin inançlarının, görüşlerinin farklı olması yüzünden çocuklara ayrım yapılmaz. Bu haklara sahip olmak için çocuk olmak yeterlidir. Bitti.. Hıştt.. Madde üç neredesin..

Madde 3:Geldim geldim.. Ben önceliğim! Yani, çocuk olarak; önce ben ve benim yararım gelir. Büyükler ne yaparlarsa yapsınlar, önce benim yararımı düşünmek zorundadırlar. Bir başka değişle; Büyükler çocuklarla ilgili bütün yasalarda, bütün girişimlerde önce çocukların yararlarını düşünürler. Büyüklerimiz; bu ödevlerini yapamıyorsa, devlet çocuklara bakar ve korur. Tamam mı arkadaşlar, unutmayın; önce çocuklar!…

Madde 4:Kesinlikle, üç doğru söylüyor ama ya büyükler işlere dalıp, bizim yararımızı unuturlarsa, ne olacak?. Ya önce bizi düşünmezler ve üçüncü maddedeki sözlerini unuturlarsa, ne olacak? İşte o zaman; Ben yani dördüncü madde, hemen devreye girerim. Ben Güvenceyim. Benim sayemde ya yapacaklar, ya yapacaklar. Bize verdikleri sözleri tutmaları için; gereken her türlü çabayı göstermek ve haklarımdan yararlanmam için bütün devletler güvence vermişlerdir. Aksini yapanın vay haline..

Madde 5:Bizi büyütenlerin, durumları kötü olur da, bize bakamazlarsa; devletler bize daha iyi imkanları sağlaması için, anne ve babalarımıza yardım ederler. Bize yol gösteren büyüklere, bizi daha iyi yetiştirsinler diye, destek olurlar. Yani ben yardımı ve desteği temsil ediyorum.

Madde 6:Çocukların, yaşamını korumak; herkesin ilk görevidir. Yaşamak, her çocuğun en temel hakkıdır. Ben; çocuklar yaşamalı, diyorum! Yani ben, hayatın kendisiyim.

Madde 7:Doğduğum anda, bana bir ad konuldu. Bana “adıyla yaşasın” dediler. Devletler bana verilen bu adı kaydedip, bir kimlik verirler ve kendi ülkelerinde varlığımı tanırlar. Ben Vatandaşlığım.

Madde 8:Adım, Vatandaşlığım ve aile ilişkilerim devletler tarafından korunur. Bunlar zorla değiştirilemez. Bunları değiştirmek için baskı uygulanamaz. Bunlar benden alınırsa bütün devletler ona karşı çıkar. Ben kültürüm.

Madde 9:Beni kimse ailemden ayıramaz. Ancak şartlar gereği ; annem, babam ya da yakınlarım bana bakamayacak durumda gelebilirler. Ben bu durumdan zarar görmeyeyim diye bana başka bir bakım sağlanabilir. Bu devlet bakımı ya da koruyucu aile olabilir. Ben destek bakım hizmetlerinin tümüyüm.

Madde 10:Ben ailemle birlikte yaşamalıyım. Anne baba ve çocukların birlikte yaşamaları için her türlü kolaylık gösterilir. Ben ailenin bütünlüğünü temsil ediyorum.

Madde on bitince birinci çocuk sahneye fırlar.
1.Çocuk:Yine sıkıldım çok uzadı.. Biz haklarımızı biliyoruz.

2.Çocuk:Evet evet bende çok sıkıldım..

Bütün çocuklar sahneye çıkarlar ve hep bir ağızdan konuşurlar. Tam bir gürültü hakimdir.

Öğretmen:Çocuklar.. Lütfen çocuklar(çocuklar susarlar)Öğretmen:Haklısınız. Siz haklarınızı çok iyi biliyorsunuz. Büyükler de alsınlar bir kitapçık, öğrensinler. Hadi selam verelim..

Madde 28:Olmaz.. Durun ben kendimden bahsetmeden geçemeyeceğim. Yirmi sekizinci maddeyiz diye sıra gelmiyor ama konuşacağım. Ben en önemli maddeyim. Herkes okula gidebilmeli. Ben eğitim hakkıyım…

Madde 31:Ne yani ben otuz birinci madde önemsiz miyim?. Ben olmaz isem boş zamanlarımızı nasıl değerlendireceğiz . Ben Kültürel etkinliklere katılma hakkıyım.

Aynı andan yine konuşmalar başlar..

3.Çocuk:Ben de önemliyim..

4.Çocuk:Ya ben.. 24. maddeyim.. Sağlık hakkıyım..

Öğretmen:Tamam çocuklar. Bütün sözleşme maddeleri de önemli. Ancak hak verin 42 maddeyi de anlatmamız hem çok uzun olur hem de sıkar..Hadi tadında bırakılım.

Öğretmenin işareti ile çocuklar el ele tutuşurlar ve selam verirler.Öğretmen grubun tam ortasındadır.
İlk selamdan sonra sağ taraftaki çocuklar (1. grup) sonra da sol taraftaki çocuklar (2. grup) hep bir ağızdan bağırarak son sloganı vurgularlar.

1.Grup:Biz çocukların…
2.Grup:Çocuk hakları var….

CUMHURBAŞKANIMIZ, ORMAN ÇİFTLİĞİMİZ, ÇOCUK BAYRAMIMIZ




Araziyi kendi parasıyla satın alıp, Gazi Orman Çiftliği'ni hepimize hediye etti.

"Burada bir çiftlik kuracağım.
Bu çiftlikte hayvanlar yetiştireceğim.
Bir küçük ormanın kenarında tarım endüstrimize ait bacalar tütecek."diye hayal etti

"Yeşili görmeyen gözler renk zevkinden mahrumdur.
Burasını öyle ağaçlandırınız ki kör bir insan dahi yeşillikler arsında olduğunu fark etsin"
diye istedi.

İstediğini yaptı.
Bize ne güzellikler bıraktı.



Bugün hâla sütten yapılmış dondurma yiyebiliyorsak onun sayesinde.



günlük süt ve yoğurda uygun fiyatla ve taze ulaşabiliyorsak onun sayesinde





Yenilense ve doğal ortamı desteklense çok iyi olacak bir hayvanat bahcemiz var.



Uzağa gidemeyecek kent insanları için yeşil bir alan. Ankara için bir nefes sıhhat




"Doğal, sağlıklı ve hilesiz" sloganıyla yola çıkmış bir üretim.

Bal, meyve suları, pekmez, tahin, sirke, nar ekşisi ve turşu ürünleri.




Zengin bir fidan çeşitliliği ile bahçeleri. Karaçam, sedir, sarıçam, meyveli ve meyvesiz ağaç ile süs bitkisi fidanlığı.


Buğday, arpa, yonca, hayvan pancarı, sudan otu yetiştiren tarlaları ile bize çok şey bıraktı.
Aslında bize ne çok şey bıraktı.



Bir de Çocuk Bayramı.

Bayramınız kutlu olsun çocuklar.


08 Mart 2009 Pazar

SÜPER CESUR ÇOCUKLAR


Sevgili çocuklar,
Bu yazıyı; Jeoloji mühendisi İsmet Cengiz Abi'nizin teknik katkılarıyla hazırladım.

Anadolu'yu hepimiz biliyoruz.
Üç yanı denizlerle çevrili.
"Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan"* bir güzel memleket.
Suyu güzel, havası güzel, dağı, taşı güzel bir coğrafya.
Gölleri ve Akarsuları bol.
Toprağı verimli, bitki örtüsü çok zengin.

Bu güzellikleri; jeolojik, topografik ve coğrafik yapısına borçlu.
Bu yapıyı şekillendiren ise, tektonik denen yer hareketleri.
Yer hareketleri sonucu kırılan yer kabuğu, yani faylar.
Depremi fayların kırılması oluşturuyor.
Ama verimli ovaları, akarsuları, madenleri de o kırıklar ortaya çıkarıyor.

Yer altı suları, yer üstüne çıkyor.
Akarsulara, küçük derelere dönüşüyor.
Bu derelerde balıklar oynaşıyor.
Toprakta türlü türlü çiçekler, sebzeler, meyveler coşuyor.

Deprem, bir doğa olayı.
Zarar görmemek için, kentleri doğru yerlere kurmak gerekiyor.
Kentleri kurmadan planlamak gerekiyor.
İnsanlar sağlıklı ve mutlu yaşasınlar diye, planlamak gerekiyor.
Sağlam binalar yapmak gerekiyor.
Sağlam olmayan binalar varsa, onları sağlamlaştırmak gerekiyor.
Bu işleri büyükler yapıyor.

Biz çocuklara gelince;
Bir fay hattı kırıldı diyelim;
Büyük, kocaman bir sarsıntı oluyor.
Biz bir şey yapmıyoruz.
Anne babamız, öğretmenimiz, görevliler yani büyüklerin söylediklerine uyuyoruz.
Ama çevremizde kimse yoksa sakin olmaya çalışıyoruz.
Bilgilerimizi anımsıyoruz.
Bazen yanımızdaki büyükler de depremde ne yapılacağını bilmiyor olabilirler.
Onlara ne yapacaklarını biz söylüyoruz.


Deprem anında;
ayakta durmuyoruz.
çömelmiyoruz,
hiç bir eşyanın altına girmiyoruz.

Ne yapıyoruz?
Okulda dersteysek sıramızın,
sokaktaysak bir arabanın,
evdeysek sağlam bir eşyanın
yanında,
hemen yan yatıyoruz.
kollarımızı başımıza sarıyoruz.
Dizlerimizi de karnımıza çektik mi tamam.

Yan yatıp dizleri karnımıza çekerek yatmaya, CENİN POZİSYONU deniyor.
Cenin; anne karnında büyüyen minik bebek demek.
Bütün insanlar; annelerinin karnında yan yatıp, dizlerini karnına çekerek yatar.
Bu nedenle böyle kıvrılıp yatmaya cenin pozisyonu denir.
Biz buna, kollarımızı kafamıza sarmayı ekliyoruz.
İsterseniz buna da"TEKTONİK CENİN POZİSYONU" diyebiliriz.

Bina içindeysek; merdivenlerden, cam kenarınlarındandan, kapı altlarından uzak duruyoruz.
Buzdolabı, çamaşır makinası, bulaşık makinası gibi sağlam eşyaların yanına kıvrılıyoruz..
Bu eşyaların etrafında bizi koruyan bir YAŞAM ÜÇGENİ var.

Depremi hissettiğimizde geceyse, yataktan usulca iniyoruz.
Bunu ayağa kalkmadan yapıyoruz.
Filmlerdeki gibi, yuvarlanarak ama yavaşca iniyoruz.
Yatağın yanına yan yatıyoruz.
Başımızı yastıkla sarıyoruz.
Bu halimizle sarsıntının geçmesini bekliyoruz.

Bize hiç bitmeyecek gibi gelse de, depremler saniyelerle ölçülüyor.
Cesurca bu saniyelerin geçmesini bekliyoruz.

Şehirler, evler, köprüler, hastaneler, sağlam yapılmışsa bir tehlike olmuyor.
Ama yine de biz dikkatli olmalıyız.
Başucumuzda su ve bir düdük bulundurabiliriz.
Su cam şişede olmamalı.
Pet şişede olmalı.
Birine ihtiyaç duyduğumuz her an, düdüğü öttürebiliriz.
Çabuk geçeceğini bilerek bekleyebiliriz.


Deprem sonrasında annemize babamıza yardım ediyoruz.
Yaşlılara, bizden küçük çocuklara, engelli kardeşlerimize destek oluyoruz.
Hep birlikte, bir fay kırılmasını daha atlatıyoruz.

*Büyük şair Nazım Hikmet'in "Kuvay-ı Milliye Destanı" ndan, bir satır.
08.11.2008

18 Ocak 2009 Pazar

Sevgili Şavez Amca,

Anneme sordum, sana böyle seslenebileceğimi söyledi.
Çocuk olduğum için çok kibar olmama gerek yokmuş. Ama saygılı olmalıymışım. Çünkü sen, hem yetişkin bir insanmışsın hem de bir devletin başkanıymışsın. Çocuk olmasam; sana, siz demem gerekirmiş. Sayın, Bay ya da Ekselansları diye hitap etmeliymişim.
İyi ki çocuğum, bazı sözcükleri yazmak çok zor.

Şavez Amcacığım,
Benim adım Papatya, dokuz yaşındayım. Üçüncü sınıfa gidiyorum. Sen beni tanımazsın.
Ben sana teşekkür etmek için bu mektubu yazıyorum.Sen, çok çok büyük bir iş yapmışsın.
Bu Gazze’deki çocukları öldürenler var ya? Onları ülkenden kovmuşsun.
Birleşmiş Milletler’den bile cesurmuşsun.
Hem de çok barışçıymışsın. Ancak senin gibi liderler, dünyanın kötü gitmesini engelleyebilirmiş. Savaşı durdurabilirmiş.
Annemle babam böyle konuştular. Ben duydum.
Annem, seni televizyonda izleyince, "Aferim" diyor. Babam da "Aslanım benim" diye bağırıyor.
Öğretmenim de, senin yaptıklarını beğeniyor.
Ülkendeki Musevilere; bu barbarlığı durdurmaları için çağrıda bulunmuşsun. Onları, barışı savunmaları için yüreklendirmişsin. Çoğunun savaşı istemediğini biliyormuşsun. Savaş; İsrail’deki hükümetin suçuymuş. Yahudilerin değilmiş. Müslümanların Yahudilerle, Yahudilerin, Hıristiyanlarla, Buda’ya inananların, bir şeye inanmayanlarla bir sorunu yokmuş.
Savaş isteyen kötü kişiler; dini, bahane ederlermiş, milleti bahane ederlermiş. Oysa bütün insanlar kardeşmiş. Renkli, farklı, tatlı kardeşlermiş. Öğretmenimin diğer söylediklerini tam anlamasam da, hepimizin kardeş olduğunu biliyorum.


Şavez Amca,
Biz çocuk olsak da, dünyada neler olduğunu biliyoruz. Evlerimizde, televizyondaki haberleri izlememize izin vermeseler de biliyoruz. İsrail’in, Gazze şehrine savaş açtığını biliyoruz. Çocukları öldürdüğünü biliyoruz. Annelerle babaları öldürüp, çocukları annesiz babasız bıraktığını da biliyoruz.

Gazze’de herkesin gözleri kocaman kocaman. Boş boş bakıyor. Herkesin gözleri ıslak . Ağlamıyorlar ama, ıslak ve kocaman bakıyorlar. Belgesellerdeki, tuzağa düşmüş aslanlar gibi bakıyorlar. İsrail’in kendi askerleri de, bazen böyle bakıyor. İnsanlar da aslanlar da böyle bakmasın. İyi değil. Çocuğuz ama anlıyoruz. İnsanları böyle baktırdığı için de, İsrail’e çok kızıyoruz. Hem de çok kızıyoruz.

Öğretmenimiz bize iki çocuğun öyküsünü anlattı.
Hollanda’daki Anne Frank ile Japon çocuk Sadako Sasaki’yi anlattı. Onlar da savaşta öldürülen çocuklardı. Anne diye yazılıyor ama Ann diye okunuyor. İşte o Ann, Naziler yüzünden ölmüş. Dünyanın başka tarafında yiyecekler çöpe atılırken, açlık içinde beklemelerini anlamıyormuş. Ben de anlamıyorum Savez Amca. Sadako ise, Amerika’nın Hiroşima’ya attığı bombadan hastalanmış ve ölmüş. Sadako, kağıttan bin tane turna kuşu yaparsa kurtulacağına inanmış ama bu bomba, çocuklara o kadar zarar veriyormuş ki, bin tane turna yapamadan ölmüş. Dünyadan bir çok çocuk, kağıttan bir çok turna kuşu yapıp göndermişler. O turna kuşları bir müzede duruyormuş.

Şimdi de İsrail’i yönetenler; Filistin’li çocuklardan, Hamide İbrahim Musabbih’i, Muhammed El Atsal’ı, Ebud’ı, Abdülsettar’ı bombalarla yakarak, parçalayarak öldürüyor. Irak'ta da Amerika yüzünden çocuklar ölüyor. Biz biliyoruz Şavez Amca. Çocuğuz ama biliyoruz. Çok üzülüyoruz.

İsrail halkından da, savaşa üzülen çokmuş. Bazı pilotlar, çocukların üzerine bomba atmayı reddediyorlarmış. İsrail’de yaşayanların bazıları, ama sayıları bayağı çokmuş, savaş olmasın diye gösteriler, yürüyüşler yapıyorlarmış. Savez Amca bizim ülkemizde de çok yürüyüş yapıldı biliyor musun? Annemle babam da gitti. İsrail’li Yonit Levy teyze, haber sunarken yapılanları eleştiriyormuş. Dünyada bazı sanatçılar, doktorlar, futbolcular da bu savaşa karşı olmuşlar. Öğretmenimiz bize bunları anlattı. O da, çok üzülüyormuş. Son zamanlarda dünyada olanlardan endişe ediyormuş ama bize çok güveniyormuş. Her insanın eşit olduğunu bilir ve barışa inanırsak, biz büyük olduğumuzda savaşlar olmazmış.

Annem; öğretmenler doğru söyle diyor.
Şavez Amca, biz öğretmenimizi çok seviyoruz. Ona çok inanıyoruz.
Ama artık dünyada, piyangoya barıştan daha çok inanıyor insanlar.
Piyangoya daha çok para harcıyorlar.
Sen barışa, piyangodan daha çok inandığın için, sana çok teşekkür ederim.
Gazze'li çocuklar için önemli bir şey yaptığın için teşekkür ederim.
Irak'da savaşa karşı çıktığın için teşekkür ederim.
Kendi ülkendeki çocukların istedikleri oyuncağı, şekerlemeyi almaları için çalıştığın için teşekkür ederim. Annelerine babalarına iş sağladığın için teşekkür ederim.

Şavez Amcacığım,
Sana çok teşekkür ederim hem de ellerinden öperim.
Ellerinden öpmek sizde yokmuş.
Biz, bazen büyüklerimizin ellerinden öpüyoruz.
Annem o eskidendi diyor ama, babaannem bunu mutlaka yazmamı, yani ellerinden öpmemi istedi.

Şavez Amca,
Mektubum kısa olduysa özür dilerim.
Bilmelisin ki, hiç bu kadar uzun bir yazı yazmamıştım.
Sana çok çok teşekkür ederim.

Ben Papatya.
Türkiye’den bir çocuk.